Kırmızı İbikli Tavuk

Kırmızı İbikli Tavuk Masal Özeti
Kırmızı İbikli Küçük Tavuk, çalışkanlık, sorumluluk ve emeğin değerini anlatan klasik bir çocuk masalıdır. Bir gün küçük tavuk yerde bir buğday tanesi bulur. Buğdayı ekip büyütmek için çiftlikte yaşayan diğer hayvanlardan yardım ister. Ancak kedi, köpek, ördek ve diğer hayvanlar ona yardım etmeyi reddeder.
Yardım alamayan küçük tavuk, buğdayı kendi başına eker, sular ve büyütür. Hasat zamanı geldiğinde buğdayı yine tek başına biçer ve değirmene götürerek un haline getirir. Daha sonra undan lezzetli bir ekmek yapar. Fırından çıkan mis gibi ekmek kokusu tüm çiftliğe yayılınca, daha önce yardım etmeyen hayvanlar ekmeği yemek ister.
Küçük tavuk, buğdayın ekiminden ekmeğin hazırlanmasına kadar bütün işleri tek başına yaptığını hatırlatır. Bu nedenle ekmeği paylaşmaz ve emeğinin karşılığını kendisi alır. Böylece diğer hayvanlar da çalışmadan kazanmanın mümkün olmadığını öğrenir.
Kırmızı İbikli Küçük Tavuk masalı, emek vermenin önemini, sorumluluk almayı ve yapılan işin değerini anlatan öğretici bir hikâyedir. Masal, çocuklara çalışkanlığın ve yardımlaşmanın hayatın her alanında önemli olduğunu göstermektedir.
Kırmızı Tavuk Masalı
Bir zamanlar küçük kırmızı bir tavuk varmış. Bir gün çiftlikte yiyecek ararken yerde altın sarısı, parıl parıl parlayan bir buğday tanesi bulmuş.
Buğday tanesini hayranlıkla inceledikten sonra arkadaşlarına dönmüş ve:
— Bu harika buğday tanesini toprağa kim ekecek? diye sormuş.
Kedi, güneşin altında gerinerek patisini yalamış:
— Bana hiç bakma! Tam da en tatlı uyku saatim geldi, demiş.
Köpek, kulübesinin gölgesinde esnemiş:
— Ben karışmam! Sıcakta toprağı kazıp kendimi yoramam, demiş.
Ördek, havuzda keyifle yüzerken kanat çırpmış:
— Benden uzak dursun! Vakit kaybetmeden suya girip serinlemem lazım, demiş.
Koyun, çimlerin üzerinde keyifle yuvarlanmış:
— Hiç sırası değil! Bu kadar yeşilliğin içindeyken keyfimi bozamam, demiş.
Bunun üzerine küçük kırmızı tavuk kararlı bir şekilde kafasını kaldırmış:
— Öyleyse ben ekerim, demiş.
Ve işe koyulup buğdayı kendi başına toprağa ekmiş.
Aradan zaman geçmiş. Yağmurlar yağmış, güneş açmış ve buğday büyüyüp sapsarı, olgun bir başak haline gelmiş.
Küçük kırmızı tavuk heyecanla tekrar seslenmiş:
— Buğdayımız olgunlaştı! Peki, bu buğdayı kim biçecek?
Kedi, gözlerini hafifçe aralayıp mırıldanmış:
— Beni geçin! Tüylerimin arasına toz kaçmasını hiç istemem.
Köpek, dilini dışarı çıkarıp solumuş:
— Benden pas! Bu sıcak havada tarlada çalışacak gücüm yok.
Ördek, gölden seslenmiş:
— Hiç bana göre değil! Tüylerimi yeni temizledim, tarlaya girip kirletemem.
Koyun, kafasını bile kaldırmadan:
— Ben hesapta yokum! Öğle uykumu bölmeye hiç niyetim yok, demiş.
— Öyleyse ben biçerim, demiş küçük kırmızı tavuk.
Elene elene, yorula yorula buğdayı tek başına biçmiş.
Sonra buğday çuvalının başına geçip arkadaşlarına sormuş:
— Bu buğdayı un yapması için değirmene kim götürecek?
Kedi, bıyıklarını düzelterek:
— Bana hiç bakma! O ağır çuvalı taşırsam bütün zarafetim bozulur.
Köpek, kuyruğunu bile sallamaya üşenerek:
— Ben karışmam! Değirmen yolu çok uzun ve yorucu, yürüyemem.
Ördek, vaklayarak:
— Benden uzak dursun! Benim ayaklarım dik yokuşları tırmanmaya uygun değil.
Koyun, homurdanarak:
— Hiç sırası değil! O ağır çuvalı taşımaktansa burada yatmayı tercih ederim.
— Öyleyse ben götürürüm, demiş küçük kırmızı tavuk.
Ve kocaman çuvalı sırtlayıp değirmene kadar taşımış. Beş kuruş yardım almadan bembeyaz bir unla geri dönmüş.
Un hazır olunca, mutfaktan arkadaşlarına yeniden seslenmiş:
— Unumuz bembeyaz oldu. Bu undan lezzetli bir ekmek yapmama kim yardım edecek?
Kedi, gerinerek:
— Beni geçin! Un kokusu benim burnumu hapşırtıyor.
Köpek, kafasını patilerinin arasına alarak:
— Benden pas! Hamur yoğurmak çok zahmetli bir iş, beceremem.
Ördek, havuzun kenarından bağırmış:
— Hiç bana göre değil! Kanatlarıma yapışan hamuru temizlemekle uğraşamam.
Koyun, gözlerini kapatırken:
— Ben hesapta yokum! Fırının sıcaklığına hiç katlanamam, demiş.
— Öyleyse ben yaparım, demiş küçük kırmızı tavuk.
Kollarını sıvamış; unu elemiş, hamuru yoğurmuş ve ekmeği kendi başına fırına vermiş.
Bir süre sonra mis gibi taze ekmek kokusu bütün çiftliğe yayılmış. Kokuyu alan tüm hayvanlar fırının kapısında sıraya girmişler.
Küçük kırmızı tavuk, nar gibi kızarmış ekmeği masaya koymuş ve son kez seslenmiş:
— Evet, şimdi söyleyin bakalım; bu nefis ekmeği kim yiyecek?
Bu kez kedi yerinden fırlamış:
— Miyav! En büyük dilimi ben yerim, hem de büyük bir zevkle!
Köpek heyecanla havlamış:
— Hav! Tabii ki ben yerim, açlıktan karnım zil çalıyor zaten!
Ördek koşa koşa gelmiş:
— Vak! Ben yerim, taze ekmeğe asla hayır demem!
Koyun öne atılmış:
— Homur! Hepsini bana verin, tek başıma bile bitirebilirim!
demişler.
Bunun üzerine küçük kırmızı tavuk, ekmeği koruyarak hayvanlara bakmış:
— Hayır, hiçbiriniz yiyemezsiniz! demiş. İş çalışmaya gelince “Bana bakma”, “Ben karışmam” diyordunuz. Bu buğdayı tek başıma ektim, biçtim, değirmene taşıdım ve ekmeği de ben yaptım. Siz ise sadece tembellik yaptınız. O hâlde bu emeğin karşılığını da sadece ben alacağım.
Küçük kırmızı tavuk, mis kokulu ekmeğini afiyetle yemiş. Diğer hayvanlar ise çalışmadan, emek vermeden hiçbir şey kazanılamayacağını çok iyi anlamışlar.
Masalın verdiği ders: Çalışmaya katkı sağlamayanlar, emeğin sonucundan pay beklememelidir. Bu nedenle masal, çocuk edebiyatında çalışkanlık ve sorumluluk temasının klasik örneklerinden biri kabul edilir.






