İbikli Horoz

ibikli horoz
İbikli Horoz Masalı Özeti

İbikli Horoz Masalı, Anadolu halk anlatılarından esinlenen zincirleme olay örgüsüne sahip eğlenceli ve öğretici bir masaldır. Tarlada başlayan bir olayın giderek büyüyen sonuçlara dönüşmesini konu alır. Horozun ayağına batan dikenle başlayan hikâye; ekmek, kuzu ve koyun gibi değiş tokuşlarla ilerleyerek kaval sahnesiyle sona erer. Masal, haksız ısrarın ve kontrolsüz taleplerin sonuçlarını dolaylı olarak anlatırken, çocuklara davranışların sonuçları üzerine düşündürmeyi amaçlar. Geleneksel masal diliyle yazılmış bu hikâye, özellikle çocuk masalları ve eğitici içerikler arasında yer alır.

İbikli Horoz Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Bir gün bir horoz, uçsuz bucaksız bir tarlada toprağı karıştırıp yiyecek arıyormuş. Tam o sırada ayağına keskin bir diken batmış. Horoz acıyla can havliyle koşa koşa köyün tonton ninesine gitmiş.

– “Komşu nine, komşu nine! Tarlada gezerken ayağıma bir diken battı, canım çok yanıyor, şunu çıkarır mısın?” diye seslenmiş. Nine hemen horozun ayağındaki dikeni nazikçe çıkarmış ve fırında yanan ateşin içine fırlatmış. Horoz acısı geçince keyifle oradan uzaklaşmış. Aradan zaman geçmiş, horozun aklına tarlada ayağına batan dikeni gelmiş. Tekrar nineye gidip dikenini geri istemiş. Nine şaşkınlıkla:

– “Aman horoz kardeş, ne dikeni? Ben o dikeni fırına attım, onun ateşiyle mis gibi bir ekmek pişirdim,” demiş.Horoz bu duruma çok sinirlenmiş ve tutturmuş:

– “Ya ekmeği verirsin ya dikeni! Ya ekmeği verirsin ya dikeni!” diye tepinmiş. Nine çaresiz kalıp ekmeği horoza vermiş. Almış ekmeği gitmiş. Yolda yürümekten ve koca ekmeği taşımaktan yorulan horoz, kırdaki bir çobana rastlamış.

– “Çoban kardeş, bu ekmek sende biraz emanet dursun, işlerimi halledip sonra almaya geleceğim,” demiş. Horoz gittikten sonra çobanın karnı zil çalmaya başlamış ve dayanamayıp ekmeği afiyetle yemiş. Bir süre sonra horoz geri dönmüş:

– “Ekmeğimi almaya geldim,” demiş. Çoban mahcup bir şekilde, “Karnım çok acıktı, onu yiyip bitirdim,” deyince horozun tepesi atmış.

– “Ya ekmeği verirsin ya da süründen bir kuzuyu!” diye diretmiş. Çoban mecburen horoza bir kuzu teslim etmiş. Almış kuzuyu yola koyulmuş. Gide gide neşeli bir köye varmış. Köyün meydanında davullu zurnalı, eğlenceli bir düğün kurulmuş. Horoz merakla düğün kalabalığının arasına dalmış ve düğün sahibine yanaşmış:

– “Ben biraz buralarda dolanıp dinleneceğim, şu benim kuzuyu ahıra bağlayıver,” demiş. Ancak düğün sahibi, telaş arasında kuzuyu kaşla göz arasında kesip misafirlere ikram etmiş. Horoz dinlenip geri döndüğünde kuzusunu istemiş. Düğün sahibi:

– “Aman horoz kardeş, kusura bakma. Düğün telaşı işte, o kuzuyu kesip davetlilere yedirdik,” deyince horoz iyice çıldırmış.

– “Ya kuzumu verirsiniz ya da bana bir koyun verirsiniz! Ya kuzu ya koyun!” diye ortalığı birbirine katmış. Düğün sahibi de çaresizce horoza güzel bir koyun vermiş. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Yolda ilerlerken kulağına büyüleyici bir kaval sesi gelmiş. Başka bir çoban o kadar tatlı, o kadar güzel kaval çalıyormuş ki, horoz adeta büyülenmiş, hayran kalmış. Hemen çobanın yanına gidip:

– “Aman çoban kardeş, ne nefis bir kavalın var böyle! Sen o kavalı bana ver, ben de sana bu tombul koyunu vereyim,” demiş.Çoban bu takasa çok sevinmiş; koyunu alıp kavallı horoza uzatmış. Horoz neşeyle kavalı kaptığı gibi bir ağacın en yüksek dalına tünemiş. Başlamış kavalını üfleyerek şarkısını söylemeye:

– “Dikeni verdim, ekmeği aldım!
Ekmeği verdim, kuzuyu aldım!
Kuzuyu verdim, koyunu aldım!
Koyunu verdim, kavalı aldım!

Dütdüürüüdütt, düttüürüü düt!…” Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı özgünleştirenin, biri anlatanın, biri de tarladaki horozun başına…

Masaldan çıkarılacak ders: Bu masal, küçük bir haksızlığın zamanla büyüyerek nasıl kontrolsüz sonuçlara yol açabileceğini gösteren bir halk hikâyesidir. Ancak gerçek hayatta bir başkasından yardım alındığında bunun karşılığını zorla istemek ya da ısrarla hak iddia etmek doğru bir davranış değildir. İnsanlar arasındaki ilişkiler adalet, saygı ve gönüllülük üzerine kurulmalıdır.

Benzer Masalları Okuyun!

  • Nilüfer Perisi

    Türkçe çocuk masalları sitemizde yepyeni bir peri masalı ile karşınızdayız. Keyifli okumalar dileriz.. Nilüfer Perisi Masalı Günlerden bir gün, henüz güneş doğmadan, çiğ damlaları nilüfer çiçeklerinin üzerinde usul usul salınmaya başlamışlardı. Çiğ damlaları oluştukça, nilüferler daha da parlaklaşıyorlardı. Nilüfer tomurcukları yavaş yavaş açılıp doğan günü karşılamaya hazırlanıyorlardı. Tomurcuklardan biri daha yavaş açılıyordu. Bir bebeğin uykusunu,…

  • Zümrüt ile Horoz

    Horoz ile Yeşil Zümrüt Masalı Bir zamanlar, yemyeşil tarlaların çevrelediği eski bir çiftlikte renkli tüyleriyle dikkat çeken bir horoz yaşarmış. Bu horoz sabahları gün doğmadan uyanır, yüksekçe bir çitin üzerine çıkıp güçlü sesiyle bütün çiftliği uyandırırmış. Sonra da her gün yaptığı gibi yiyecek aramak için bahçeye iner, toprağı gagasıyla eşeler dururmuş. O yıl kış uzun…

  • Kuyuya Düşen Ay Fıkrası

    Nasrettin Hoca fıkralarının en güzel örneklerinden olan Kuyuya Düşen Ay Fıkrası.. Keyifle okumanız dileğiyle.. Günlerden bir gün, gecelerden bir gece Hoca Nasrettin, kuyudan su çekmeye karar vermiş. Elinde kovası, bahçedeki kuyunun başına gelmiş. Tam kovayı sarkıtacağı sırada, kuyunun içinde Ay’ı görmüş: – Eyvah!.. Ay kuyuya düşmüş, diye üzülmüş. Sonra da Ay’ı kuyudan nasıl çıkaracağını düşünmüş….

  • Terzi ve İhtiyar

    Terzi ve İhtiyar Hikayesi Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış…

  • Balıkçının Kavalı

    Balıkçının Kavalı Masalı Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir zamanlar deniz kenarında yaşayan, bir balıkçı varmış. Balıkçı, bir gün kavalını da alıp, denizde balık avına çıkmış. Gide gide denizin ortasına varmış. Kavalını çıkarıp üflemeye başlamış. Umudu şuymuş: O büyüleyici kaval sesiyle balıkları yüzeye çıkartıp, onları kolayca yakalamakmış. Kavalı üfledikçe üflemiş, melodiler rüzgarla dalgalanmış. Fakat…

  • Tepegöz

    Tepegöz Masalı Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken uçsuz bucaksız engin okyanusların dalgalarını köpürterek dövdüğü yüksek uçurumlarla kaplı kıyıları olan bir adada yaşayan bir Tepegöz varmış. Leyleklerin annesine götürmek için bohçalarına aldığı her ne hikmetse yanlışlıkla bu ıssız adaya düşürdüğü bir Tepegözmüş. Ada’da yaşayan keçiler…