Uyumak İstemeyen Zürafa

zürafa masalı


Uyku Sevmeyen Zürafa Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Bir zürafa varmış. Boyu o kadar uzun, o kadar uzunmuş ki, karnı acıktığı zaman ağaçların en yüksek dallarındaki yaprakları rahatlıkla yiyebiliyormuş. Bir gün yine karnı acıkmış. Önüne ilk çıkan ağacın yapraklarını şapur şupur yemeye başlamış… Ama birden, incecik kızgın bir ses duymuş.

“Heey, dur bakalım canavar! Evimin bahçesini neden yoluyorsun?” Zürafa bakmış, minicik bir kuş. “Ben canavar değilim ki!” demiş kuşa. ”Yavru bir zürafayım. Hem sonra evinin bahçesini yolduğumda yok. Yalnızca karnımı doyuruyorum.” “Ama yediğin bütün yapraklar benim evimin bahçesi… Neredeyse yuvamı da kocaman ağzına alıp yutacaktın,” demiş kuş. Zürafa çok üzülmüş. “Burada yuvan olduğunu bilmiyordum. Öyleyse ben de başka bir ağacın yapraklarını yerim.” Ama ya başka ağaçta da, başka bir kuşun yuvası varsa?..

Reklam

Kuş ona yardım etmeyi önermiş. “İstersen ben önden uçup bakayım. Eğer yaprakların arasında gizlenmiş bir yuva varsa sana haber veririm.” Böylece kuş ve zürafa arkadaş olmuşlar. Kuş ona dallarında yuva olmayan ağaçların yerini göstermiş zürafa bol bol yaprak yemiş, karnını doyurmuş. Eğer yediği yaprakların üzerinde tırtıl varsa, o zaman zürafa kuşa haber veriyormuş. Kuş da tırtılı yiyormuş. Çünkü kuşlar tırtıla ve solucana bayılırlarmış.

“Dikkat etsene koca ayaklı canavar! Neredeyse üzerime basacaktın!” Zürafa eğilip sesin geldiği yöne bakmış. Birde ne görsün? Küçücük bir tavşan yavrusu! Zürafanın gözü hep ağaçlarda olduğu için, yerdeki tavşanı görememiş. “Özür dilerim tavşan kardeş” demiş. “Kuş kardeşle ağaçlarda karnımızı doyuruyorduk, önüme bakmamışım.” Tavşan meraklanmış. “Benim boyum çok kısa. Büyüyüp kocaman bir tavşan olduğum zaman bile boyum bir ağacın boyuna ulaşamayacak. Oysa hep merak ederim, acaba dünya ağaçların tepesinden nasıl görünür diye,” demiş. Zürafa, “Bundan kolay ne var? Ben başımı eğeyim, sen tırmanıp boynuma tutun. Böylece ağaçların tepesinden çevreyi seyredebilirsin,” demiş.

Tavşan çok sevinmiş ve hemen zürafanın boynuna tutunmuş. Bu işe kuş da çok sevinmiş. İlk defa gökyüzüne tırmanan bir tavşan görüyormuş çünkü. Böylece zürafa, kuş ve tavşan arkadaş olmuşlar. Akşam olup güneş batana kadar oynamışlar. Güneşin onlara el salladığını önce kuş görmüş. “Akşam oluyor, artık eve dönmeliyiz,” demiş arkadaşlarına. Zürafa hemen atılmış. “Aman boş verin! Daha gece olama kadar çok zaman var. Ben zaten uyumayı hiç sevmem. Bu gece uyumasak da hep oynasak ne olur sanki?” Tavşan bu fikirden çok hoşlanmış.

“Evet evet, ben de uyumayı hiç sevmem. Bu gece eve çok geç gidelim. Burada kalıp oyun oynayalım.” Yalnız kuş telaşlanıyormuş eve gecikeceği için. Ama sonunda o da razı olmuş. Oyuna dalmışlar. Oynamışlar, oynamışlar, o kadar çok oynamışlar ki, güneş gökyüzünde çoktan kaybolmuş, hava iyice kararmış. “Ama benim çok uykum geldi,” diye sızlanmış kuş. “Ben artık eve gidiyorum!” Sonra PIRRR! diye kanatlanıp evine uçuvermiş. “Ben de uyumak istiyorum!” demiş tavşan. “Hoşça kal zürafa kardeş, yarın görüşürüz.” Sonra uzun arka bacaklarıyla o kadar hızlı koşmuş ki, bir anda ortadan kaybolmuş. Zürafa hiç aldırmamış. O uyumak istemiyormuş. Oyun oynamak, uyumaktan daha güzelmiş. Ama sağına bakmış, soluna bakmış, çevrede oyun oynayabileceği kimseyi görememiş. Herkes çoktan uyumuş. Her yer karanlık olmuş. Ağaçlar, çiçekler, taşlar bile görünmüyormuş. Bir süre sonra zürafanın canı sıkılmış. Uykusu da gelmiş.

Ağzını kocaman kocaman açıp esnemeye başlamış. Sıcacık yatağında olmayı istemiş, ama o ne bir kuş gibi uçabilir, ne de tavşan gibi kızlı koşabilirmiş. Uzun boyu ile karanlıkta ağaçlara çarpmamak için çok yavaş yürümek zorundaymış. Yürümüş… Yürümüş! Gitmiş… Gitmiş! Ama bir türlü evine ulaşamamış… Zürafanın o kadar uykusu gelmiş ki, hemen oracıkta ıslak otların üzerine uzanıvermiş. Mışıl mışıl uyumuş. Sabah olunca, güneşin pırıl pırıl ışıklarıyla uyanmış. Uyanmış ama, bir türlü yerinden kıpırdayamamış. Her yanı ağrıyormuş. Bütün gece soğukta uyuduğu için üşütüp hasta olmuş. O günden sonra zürafa günlerce hasta yatmış. İyileşene kadar oyun oynamaya hiç çıkamamış.

Arkadaşları kuş ile tavşan neşe içinde oynarlarken, o, evinde iyileşmeyi bekliyormuş. Tabii sonunda iyileşmiş ve arkadaşlarına katılmış. Ama artık havanın kararmaya başladığını, güneşin onlara el salladığını önce zürafa görüyor, “Haydi arkadaşlar, artık eve dönme saati geldi,” diyormuş. Hem zürafa artık uyumayı çok seviyormuş. Yumuşacık ve sıcacık yatağını da çok seviyormuş. Uyumak o kadar güzelmiş ki!

Gökten üç elma düşmüş; biri masalı yazanın başına, biri okuyanın başına, biri de bu masalı dinleyenin başına..

Reklam

Benzer Gönderiler

  • Deniz Prensesi ve Sultan Bey’in Üç Oğlu

    Altın mı, sevgi mi? Sultan Bey’in üç oğlu dünyayı dolaşır, Zekeriya Deniz Prensesi’ni bulur. Peri ve deniz kızlı, öğütlü çocuk masalı. Deniz Prensesi ve Sultan Bey’in Üç Oğlu Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların da ötesinde, Gülistan Diyarı denen bir ülkede bir sultan yaşarmış. Sultan Bey’in Ali, Hasan…

  • Keloğlan ve Orman Perileri

    Keloğlan ve Orman Perileri Masalı Küçük ve şirin bir köyde yeşilliklerin bol, ormanların çok olduğu bir yerde anne ile oğul yaşarmış. Küçük yaşta babası ölen bu çocuk annesini çok severmiş. Babası ona Keloğlan ismini vermiş. Keloğlan annesiyle birlikte tarlada çalışır ve boş zamanlarıyla arkadaşlarıyla oynarmış. Yine günlerden bir gün annesine yardım ettikten sonra arkadaşlarıyla oynamak…

  • Kısa Nasrettin Hoca Fıkraları

    Nasrettin Hoca’dan çocuklar için kısa kısa fıkralar. Birbirinden komik fıkraları okurken hem eğlenme, hem düşünme amaçlanmıştır. Nasrettin Hoca Eşeğe Neden Ters Binmiş Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler…

  • Okçu ile Aslan

    Av ve avcının karşılaştığı durumlara alışık olsak da avcı ile yine bir başka avcının karşılaştığı durumlar da olabiliyor. Okçu ile Aslan Masalı bunun en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. Zamanın birinde, okçuluğu ile ünlü bir avcı, avlanmak için ormana gitmiş. Avcıyı gören tüm hayvanlar ondan korkarak kaçışmışlar. Okçu, insanlar arasında nasıl namlı bir avcıysa, aslan da…

  • Sinağrit Baba Hikayesi

    Sinağrit Baba Hikayesi Sait Faik Abasıyanık’tan güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşacağım, hikayenin dili biraz ağır olduğundan 8 yaşından küçük çocuklara okutmamanız tavsiye edilir. Keyifli okumalar.. Cehennem nişanında beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki yayvan, geniş, ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar…

  • Kardan Adam

    Kardan Adam Masalı Masal masal maniki Yolda saydım on iki On ikinin yarısı Tilki çakal karısı. Masal masal martladı İki fare atladı Kurbağa kanatlandı Tos vurdu bardağa Çocuk çıktı çardağa. Masal masal maniki Kuyruğu var on iki Kuyruğunda beni var Kulağında çanı var. Masal masal matatar Dil okur, damak tadar. Gökyüzünde, kimselerin varamadığı çok uzak…

5 yorum

  1. Tam uyku oncesi okumalik masalmis. Gerci kizim sevmiyor uyumayi… masalda. Sonra da yine de uyumadi. Masali ama ben begendim

  2. Uyumayı dogdugundan beri hiç sevmeyen 4 yaşındaki oğlum çok beğendi hemen uyumalıyım dedi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir