Minik Sincap ve Çukurdaki Canavar

Minik Sincap ve Çukurdaki Canavar masalı, yanlış anlaşılmaların ve kulaktan kulağa yayılan söylentilerin nasıl büyüdüğünü anlatıyor. Çocuklara doğru bilgiye ulaşmanın ve duyduklarını araştırmanın önemini öğretiyor. Bir ormanın, bir çukurun ve büyüyen bir haberin masalı..
Minik Sincap ve Çukurdaki Canavar Masalı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, ormanın en yeşil köşesinde kuyruğu kabarık, gözleri pırıl pırıl bir Minik Sincap yaşarmış.
Minik Sincap’ın iki huyu varmış: biri meraktan duramamak, öbürü acele etmek. Bir sabah ağzında fındık, aklında bin türlü düşünceyle dallar arasında zıplarken ayağı ıslak bir yaprağa basmış. Kaymış, yuvarlanmış, “tangır!” diye küçücük bir çukura düşmüş.
Tam o anda yamaçtan bir avuç taş tıkır tıkır yuvarlanıp sırtına dökülmüş. Sincap gözlerini sımsıkı kapatmış.
— Eyvah! Birisi bana taş atıyor! Canavar var!
Bir hamlede çukurdan fırlamış, arkasına bakmadan koşmaya başlamış.
İlk karşısına Ceylan çıkmış.
— Neyin var Minik Sincap, yüzün kâğıt gibi beyaz!
— Ormanda canavarlar var! Tuzak kurmuşlar, taş yağdırıyorlar! On tane vardı, az kalsın beni yiyorlardı!
Ceylan’ın boynu dikleşmiş.
— On canavar mı? Sen soluklan, ben seğirtirim, herkese haber veririm!
Ceylan oklar gibi fırlamış. Yolda Aslan’la karşılaşmış.
— Dur bakalım Ceylan, nereye böyle?
— Orman tehlikede Aslan Ağabey! Canavarlar bastı, yüz tane varmış, taşlarla saldırıyorlarmış!
Aslan’ın yelesi diken diken olmuş.
— Yüz canavar! Sen yorulmuşsun. Ben önce herkesi uyarırım, sonra canavarların karşısına çıkarım!
Aslan kayalıkları aşmış, vadileri geçmiş. Tepede Kartal’a rastlamış.
— Bu telaş neyin nesi, Aslan?
— Bin canavar ormanı bastı, kayalar yuvarlıyorlar, kimse kurtulamayacak!
Kartal kanatlarını açmış.
— Bin canavar yerden gidilmez! Ben gökten uçarım, daha çabuk yetişirim!
Kartal yükselmiş, yükselmiş, bulutları geçmiş. Gün batarken karşısında Aydede doğuvermiş, sakin sakin, ışıl ışıl.
— Aydede, Aydede! Ormanı on bin canavar bastı! Tuzak kurmuşlar, dağları taşları yıkıyorlar!
Aydede kaşlarını hafifçe kaldırmış.
— On bin mi? Vay vay. Peki Kartal kardeş, sen gördün mü bu canavarları?
Kartal kanatlarını yavaşça kapatmış.
— Ben görmedim… Aslan görmüş.
Aydede, Kartal’la birlikte Aslan’a inmiş.
— Aslan kardeş, sen gördün mü?
— Yo, ben görmedim. Ceylan görmüş.
Hep birlikte Ceylan’a gitmişler.
— Ceylan, sen?
Ceylan’ın kulakları düşmüş.
— Ben de görmedim. Minik Sincap görmüş.
Ormanın bütün hayvanları kuyruk kuyruğa Minik Sincap’ın yanına varmışlar. Sincap bir ağaç kovuğunun dibine büzülmüş, kuyruğuyla yüzünü örtmüş.
Aydede çok yumuşak sormuş:
— Minik Sincap, sen canavarları gördün mü?
Sincap uzun uzun düşünmüş. Sonra kuyruğunu yavaşça indirmiş.
— Görmedim… Bir çukura düştüm, üstüme taşlar yağdı. Gözlerimi kapadım. Gözümü açmadan canavar olduğuna karar verdim.
Çukuru göstermesini istemişler. Hepsi birlikte yola düşmüşler. Çukurun başına varınca Aydede aşağı eğilmiş. İçinde ıslak yapraklar ve birkaç çakıl taşından başka bir şey yokmuş. Hepsi bu.
İşte o zaman Minik Sincap kıkırdamaya başlamış. Önce hafifçe, sonra yüksek sesle. Ceylan’a bakmış, Aslan’a bakmış, Kartal’a bakmış. Hepsi gülmeye başlamış. Ormanın dört bir yanından gülüş sesleri yükselmiş.
Minik Sincap gülmekten gözleri yaşararak çukurun kenarında zıplamaya başlamış. Tam “Ben ne korkak şeymişim!” derken ayağı yine kaymış, pat! Çukura bir daha yuvarlanmış. Taşlar yine tıkır tıkır dökülmüş.
Bu sefer Sincap gözlerini kapamamış. Çukurdan başını uzatıp en ciddi sesiyle bağırmış:
— İmdat! Canavarlar yine saldırıyor!
Bunu duyan hayvanlar kahkahadan yerlere yatmış. Minik Sincap’ın kendi kahkahası hepsininkinden yüksek çıkmış.
Aydede gülümseyerek şöyle demiş:
— Duyduğunuz haber büyüdükçe yüreğinizi ürpertir. Ama bir haberin ne kadar büyüdüğüne bakmayın, nereden çıktığına bakın.
Tam o sırada gökten üç ceviz yuvarlanmış.
Biri masalı anlatana,
biri masalı dinleyene,
biri de duyduğunu bir kez daha sorup araştırana.
