Dağlar Beyi’nin Oğlu ile Ovalar Beyi’nin Kızı

dağlar beyi ve ovalar bey,
Dağlar Beyi’nin Oğlu ile Ovalar Beyi’nin Kızı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde analar doğacak çocuklarının beşiğini sallar iken.. Ben sedirde mışıl mışıl uyurken.. Bir ses duyup kalktım. Etrafa şöyle bir baktım. Periler dans ediyor, bitkiler cirit oynuyordu. Başka hiç kimseler yoktu.

Bir varmış bir yokmuş… Dağlar Beyi’nin kırk yaşından sonra bir oğlu olmuş. Bu çocuk, gece demez gündüz demez ağlar dururmuş. Karısı bıkmış usanmış bunun elinden. Bir gün yine emzirip beslemiş. Ama çocuk dilli düdük gibi ötüp duruyormuş. Kadıncağızın canı sıkılmış! Çocuğu evde bırakarak çarşıya alışverişe gitmiş. Bu sırada bir kuş gelerek çocuğu alıp götürmüş. Kendi yavrularıyla beraber besleyip büyütmüş. Çocuk on dokuz, yirmi yaşlarına gelince tıpkı bir kuşa benzemiş. Diğer kuşlar gibi uçmaya başlamış. Bir gün Ovalar Beyi’nin konağının üzerinden uçuyorlarmış. Bey’in kızının bahçede gergef işlediğini görmüş. Öbür kuşlardan ayrılarak bir ağaca konmuş, kız bir ara elindeki işi bırakarak dolaşmaya başlamış. Kuş olan oğlan, kızın iğnesini, ipliğini alarak uçup gitmiş. Kız arkasından bakmış kalmış. İşte ne olduysa o günden sonra olmuş. Kız sararıp solmaya başlamış. Babası merak edip: “

Ne derdin var?”, diye sormuş. Kız olanları anlatmış, sonra:

– Bana bir hamam yaptır da yıkanıp derdimi atayım, demiş. Ovalar Beyi bir haftaya varmadan hamamı yaptırıp kızına teslim etmiş. Sonrada tüm ülkede tellâl ünletmiş:

-Bey’in kızı bir hamam yaptırdı. Derdi olanlar gelip yıkansın. Aklanıp paklansın. Derdi olmayanlar hiç uğramasın. Duyanlar duymayanlara söylesin…Bunu duyan ülkenin tüm dertlileri hamama dolmuş. Kız her gelene derdini soruyormuş. Biti olan bitleniyor, kiri olan aklanıyor, derdi olan paklanıp gidiyormuş. Ama kız kendi derdini bir türlü unutamıyormuş. Bir gün Beyler Beyi’nin karısı hizmetçisi ile beraber hamama geliyormuş. O kuş, hizmetçinin elinden bohçayı alıp kaçmış… Hizmetçi kuşun peşinden koşmuş. Akşama doğru ormanlık bir yere varmışlar. Kuş derede yıkanınca yakışıklı bir delikanlı olup çıkmış. Sonra kılıcı ile büyük bir kayayı yararak içine girmiş. Daha kaya kapanmadan hizmetçi de arkasından girmiş. İçerisi küçük bir saray gibiymiş! Bir yere gizlenerek konuşulanları dinlemeye başlamış. Oğlan:

-İğnen burada, ipliğin burada; kendin neredesin? A canımın canı, gönlümün sultanı, diye söylenip duruyormuş. Sabah olunca oğlan kayayı yarıp dışarı çıkmış. Derede yıkanıp tekrar kuş olmuş. Bu sırada hizmetçi bohçayı alıp dışarı çıkmış. Gide gide yorulup bitkin düşmüş. Önüne çıkan bir mandaya:

-Beni sırtına bindirir misin?, diye sormuş. Manda da:
-Sırtımı kaşırsan bindiririm, demiş. Hizmetçi mandanın sırtını kaşıyarak binip gitmiş. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Bir dere kenarına varıp dayanmışlar. Dereden sel geldiği için geçememişler. Orada ineklerini otlatmakta olan bir nine görüp yanına varmış.:
-Bu dereden nasıl geçeceğiz, diye sormuş.
-Başımı bitlersen söylerim, demiş nine.
-Kara su geçsin, sarı su geçsin. Mavi su gelince geçersin, diye anlatmış. Hizmetçi dere kenarında beklemiş. Mavi su gelince mandaya binip hamama varmış. Başından geçenleri anlatmış. Kız:
-Eğer beni oraya götürürsen bu hamamı sana veririm, demiş.

Birlikte yola düşmüşler. Akşam olmadan varacakları yere varmışlar. Akşama doğru kuş çıkıp gelmiş. Derede yıkanıp fidan gibi bir delikanlı olmuş. Kayayı yarıp içeri girmiş. Arkasından onlar da girip bir yere saklanmışlar. Oğlan:
-İğnen burada, ipliğin burada; kendin neredesin? A canımın içi, deyince kız saklandığı yerden çıkıp:

-Kendim de buradayım, diyerek oğlanın kollarına atılmış. O gece karı koca olmuşlar. Ertesi gün hizmetçi kızı hamama göndermişler. Günler geçip gidiyormuş. Oğlan her gün sabahleyin giderken kayayı kapatıyormuş. Kızı bir can sıkıntısı almış ki, geldiğine geleceğine bin pişman olmuş. Günlerden bir gün hamile kaldığını anlayıp durumu kocasına anlatmış. Doğum yaklaşınca oğlan:

-Seni anneme götüreyim. Ben yukarıdan uçarım, sen benim gölgemden yürürsün. Anneme varınca: “Oğlunun selâmı var, beni evinizde konuk edeceksiniz”, dersin diyerek yola çıkmışlar. Kız eve varınca söylenenleri yapmış. Onu eve almışlar, ama merdiven altında yatırmışlar. Kız o gece doğum yapmış. Çocuğun göbeğinde aynı babasının ki gibi üç tane beni varmış. Oğlan kuş şeklinde gelip pencereyi tıklatmış. Kız:

-Ne var, ne istiyorsun?, diye sormuş. Oğlan:
-Uyusun da büyüsün, hanım ninesi duysun, diye bağırmış. Hizmetçiler duyup hanıma durumu anlatmışlar. Hanım çocuğu görünce iyice inanmış. O gün camları katranla boyamış. Kuş akşam pencereye gelince yapışıp kalmış. Oğlan:
-Eyvah! Bana yazık ettiniz. Ben burada yaşayamam, diye çırpınmaya başlamış. Annesi: Oğul oğul! Canım oğul, canımın içi oğul! Seni bana kavuşturan Tanrı’ya şükürler olsun! Söyle senin için ne yapabilirim?, diye sormuş. Oğlan:

-Babam ormandan çalı çırpı toplayıp yaksın. Bir kuş ölüsü bulup içine atsın. Öbür kuşlar arkadaşımız öldü diye kendilerini ateşe atarlar. O sırada ben de derede yıkanır insan olurum, demiş. Söylenenler yapılınca oğlan kuşluktan çıkıp yiğit bir delikanlı olmuş.

Dağlar Beyi oğluna; Ovalar Beyi kızına kavuşmuş. Kırk gün kırk gece düğün yaparak tekrar evlenmişler. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Benzer Masallar

  • Eşek ile Köpek

    Eşek ile Köpek Masalı Bir zamanlar bir çiftlikte, bir çiftçinin bir eşek ve bir köpeği varmış. Çiftçi her sabah eşeğini alır tarlaya, bahçeye gider, köpek de çiftliği korurmuş. Çiftçi her akşam eve döndüğünde köpeği onu karşılarmış. Sahibinin eve döndüğünü gören köpek, havlaya havlaya sahibine koşar, yanına gelip kuyruğunu sallar, sonra kucağına zıplayarak çiftçiye olan sadakatini…

  • Keloğlan ile Vefasız Arkadaşı

    Keloğlan ile Vefasız Arkadaşı Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler fırıncı iken, kuzular kasap iken, uzak ülkelerin birinde Allah’ın kulu çok­muş. Buu kullardan biri de herkesin adını sanını işittiği bizim ünlü Keloğlan imiş. Keloğlan’ın bir arkadaşı varmış. Adı Hüsem’miş. Yedikleri içtikleri bir gidermiş. Çok samimi imişler. Böyle imiş ama…

  • Bülbül ile Bahçıvan Hikayesi

    Bülbül ile Bahçıvan Hikayesi Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar bahçesine çok düşkün bir bahçıvan varmış. Bahçıvanın, bahçesinde en çok sevdiği köşe ise güllerin olduğu bölümmüş. Bahçıvan, güllerine bakmaya doyamazmış. Bir sabah bahçıvan, güllerinin günlük bakımını yaparken bir bülbül görmüş. Bülbül bahçıvanın en sevdiği kırmızı gülün dalına konmuş, türlü nağmelerle şarkı söylüyor, bir yandan da…

  • Yedi Ördekler

    Yedi Ördekler Masalı Bir zamanlar, bir adamın yedi oğlu varmış. Bir kızı olmasını çok istermiş ama bir türlü kız çocuğu sahibi olamamış. Günlerden bir gün, hanımı ona müjde vermiş: “Bey! Sana müjdem var, bir kızımız olacak demiş.” Bu habere kocası çok sevinmiş. Nihayet kız çocukları dünyaya gelmiş ama çok zayıfmış. Kızın zayıflığını gidermek için ona…

  • Hansel ve Gretel

    Hansel ve Gretel Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Geçmiş zamanlarda Hansel ile Gretel adında iki kardeş yaşarmış. Anneleri onlar daha bebekken ölmüş. Oduncu olan babaları, anneleri öldükten birkaç yıl sonra tekrar evlenmiş. Oduncunun yeni karısı hali vakti yerinde bir aileden geliyormuş. Ormanın kıyısında virane bir kulübede oturmaktan ve kıt kanaat yaşamaktan nefret ediyormuş. Üstelik üvey…

  • Şarkı Söyleyen Ağaç

    Şarkı Söyleyen Ağaç Masalı Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, ülkelerin birinde, bir kral ile kraliçe yaşarmış. Bunların çok iyi kalpli birde kızları varmış. Bu ülkede herkes mutluluk içinde yaşarmış. Sarayın yakınlarında ise kötü kalpli bir cadı yaşar, mutlu insanlardan nefret edermiş. Kral ve ailesinin de mutlu olması cadıyı çıldırtırmış. Cadı sonunda bu mutluluğu…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir