Tasmalı Güvercin

ceylan kaplumbağa ve fare masalı
Tasmalı Güvercin Masalı

Sevgili çocuklar, Fare, Karga, Ceylan ve Kaplumbağa arasında geçen diyaloglardan oluşan harika bir masal sizleri bekliyor. Keyifle okumanız dileğiyle..

Bir zamanlar avın bol olduğu bir yerde yaşayan bir karga varmış. Bu karga bir gün yuvasında oyalanırken karşıdan bir avcının malzemeleriyle geldiğini görmüş. Bir köşeye gizlenip avcıyı izlemeye başlamış. Avcı ağını yere sermiş, üzerine de yemler serpip bir yere saklanmış ve başlamış avını beklemeye. Bir süre sonra, oradan ordusuyla birlikte geçmekte olan tasmalı güvercin, yemleri görünce dalışa geçmiş. Diğer güvercinler de liderlerini takip etmişler.

Ancak tam yemleri yemeye başlayacakları sırada hepsinin de ayakları ağa takılmış. Avcı gizlendiği yerden sevinçli bir şekilde çıkmış ve ağına düşen güvercinlere doğru yürümeye başlamış. Tasmalı güvercin, emrindeki güvercinlerin çırpınmaları ve bağrışmaları üzerine onlara şöyle demiş. “Sakın birlik ve beraberliğinizi bozmayın. Hep beraber kanat çırpıp ağları havalandırmaya çalışalım. Tek çaremiz bu!”

Cesaretleri artan güvercinler hep birlikte kanat çırparak ağları havalandırmışlar. Şehire doğru yola koyulmuşlar. Çünkü şehirde tasmalı güvercinin dostu olan bir fare yaşarmış. Bu arada karga da merakla onları takip etmeye başlamış. Farenin evine geldiklerinde yere konmuşlar. Tasmalı güvercin “Zeyrek, Zeyrek!” diye arkadaşını çağırmış. Fare Zeyrek arkadaşı tasmalı güvercinin kendini tanıtmasıyla yuvasından çıkmış. Onlara ne olduğunu sormuş. Güvercin de başlarına gelenleri anlatıp ondan yardım istemiş. Ama önce askerlerinin kurtarılmasını, en son kendisinin kurtarılmasını talep etmiş. Fare bunun nedenini sorduğunda güvercin “Önce beni kurtarayım derken yorulur da ağ kesmeyi bırakırsan arkadaşlarımı kurtarmaya yeterli gücün kalmaz diye korkuyorum. Ama önce onları kurtarırsan bana sıra gelmesi için dostluğumuzun verdiği güçle daha bir canla başla çalışırsın.” demiş. Bu cevap farenin çok hoşuna gitmiş ve uzun uğraşlardan sonra nihayet bütün güvercinleri ağlardan kurtarmış.

Bütün bu olanları hayranlıkla izleyen karga, fare ve güvercinin dostluklarına gıpta etmiş. Kendisi de fare ile dost olmak istemiş. Güvercinler gittikten sonra fareyi adıyla çağırmış. Fare içeriden “Kim o?” diye sormuş. Karga “Seninle dost olmak isteyen bir karga.” demiş. Fare “Bu imkansız, ben senin avınım, sana nasıl güveneyim, ne münasebet!” deyip kargaya tepki göstermiş. Ama karga kararlıymış. Farenin kişiliğini, güzel ahlakını methetmiş. Gerçekten onun etini değil, bir ömürlük dostluğunu istediğini, bunda samimi olduğunu anlatmış. Sonra uçarak bir dala konmuş. “Seninle dost olana kadar ağzıma bir lokma sürmeyeceğim!” demiş. Bunun üzerine fare onun samimiyetine inanmış ve dostluğunu kabul etmiş. Artık arkadaş olmuşlar. Birkaç gün sonra karga fareye “Yaşadığın yer insanların uğrak yeri! Bu sebeple seni ezip öldürebilirler. Benim evimin olduğu yere gidelim. Orası suyu, yemeği bol bir yer. Hem orada benim dostum olan bir kaplumbağa var. İstersen oraya taşınalım, hep birlikte mutlu bir şekilde yaşayalım.” demiş. Fare bu teklifi seve seve kabul etmiş.
Karga fareyi kuyruğundan tutmuş ve havalanmışlar. Sonra karganın yaşadığı yere taşınmışlar. Orada kaplumbağa ile karşılaşmışlar. Karga ile kaplumbağa hasret giderip kucaklaşmışlar. Karga kaplumbağayı fare ile tanıştırmış. Hep birlikte dost olmuşlar ve muhabbete başlamışlar. Fare kendi öyküsünü anlatmış. “Mârût şehrinde zahid bir adamın evinde yaşardım. Bu adam kendisine getirilen günlük nafakasından ihtiyacını alır, kalanını sepetin içinde duvara asardı. Ben de adam evden çıkınca oraya sıçrar, kalan yiyecekleri bir güzel yerdim. Tabi o da bu durumun farkındaydı. Sepetteki yiyecekleri kurtarmak için onu daha yükseğe asardı ama ben bir şekilde ulaşırdım.

Bir gün zahidin misafiri geldi. Yediler, içtiler ve muhabbete başladılar. Ben de o sırada sepete ulaşmaya çalışıyordum. Zahid beni uzaklaştırmaya çalışırken bu durum misafirinin dikkatini çekti. Ne olduğunu sordu. Zahid de olanları anlattı. “Ne yaptıysam şu fareyle baş edemedim.” diye yakındı. Misafiri ona akıl verdi, “Hadi kazma getir de farenin yuvasını bir kazalım, bakalım derdi neymiş?” dedi. Sonra yuvamı kazdılar ve orada benim üzerine basıp sıçradığım, bu sayede yemek sepetine ulaştığım altın kesesini buldular, onu oradan aldılar. Kese olmadığı için sepete sıçrayamıyordum. Ertesi gün ben ve diğer fare kardeşlerim aç kaldık. Çünkü onların da yiyecek umudu bendim. Yiyecek bulamayınca fare kardeşlerim benden yüz çevirdiler. Bense zahid ve misafiri uyurken iki defa keseyi almaya teşebbüs ettim. Ama her ikisinde de zahidin misafiri tarafından fena halde hırpalandım. Bunun üzerine bütün maddi ihtiraslarımı bir yana bıraktım. Artık altın ve servetten tiksinmiştim. O evden ayrıldım, kanaat ederek yaşamaya başladım. Derken güvercin dostumla tanıştım. Sonra da sizlerle. Meğer dostluk ve sevgi hepsinden önemliymiş.”

Farenin hikayesinden sonra kaplumbağa, karga ve fare “Bundan böyle kardeşiz!” diyerek birbirlerine bağlanmışlar. En güzel huzurun dostlukta olduğunu fark etmişler. Onlar böyle konuşurken bir avcının takibinden kaçan ceylan, onların yanına gelmiş. Korku içinde başından geçenleri anlatmış. Ceylana, yaşadıkları yerin bolluk bir yer olduğunu söyleyip birlikte yaşama ve dostluk teklif etmişler. Ceylan kabul etmiş ve onlarla birlikte kalmış. Bu şekilde çok güzel günler geçirmişler. Bir gün ceylanın sohbetlerine katılmadığını görüp merak etmişler. Karga havalanmış, bir süre uçmuş ve ceylanın tuzağa düştüğünü fark etmiş. Hemen arkadaşlarına haber vermiş. Hep birlikte ceylanın yardımına koşmuşlar ve farenin ağları kemirmesiyle ceylanı kurtarmışlar. Ancak bu sırada avcı çıkagelmiş. Ceylan kaçmış, karga uçmuş, fare de bir deliğe gizlenmiş. Kaplumbağa ağır olduğu için ortada kalmış ve kaçamamış. Avcı onu yakalamış ve bağlamış. Arkadaşları kaplumbağanın bu durumuna çok üzülmüş ve ve onu kurtarmak için bir çare düşünmeye başlamışlar. Fare bir çözüm bulmuş. Buna göre; ceylan avcının görüş alanında yaralıymış gibi yere düşmüş. Karga da leş yiyormuş gibi ceylanın üstüne konmuş. Avcı ceylana doğru yönelince ceylan kalkmış, biraz daha kaçmış, sonra yine düşmüş. Bu şekilde avcı ceylanı epey takip etmiş ama sonra yorulmuş. Bu sırada fare gizlendiği yerden çıkıp kaplumbağanın yanına gelmiş, onun bağlarını kemirip çözmüş. İkisi oradan uzaklaşmışlar. Ceylanla karga da arkadaşlarının kurtulduklarını görünce var güçleriyle avcıdan kaçmışlar. Karga, ceylan, fare ve kaplumbağa daha sağlam dostluklarla kenetlenmişler, mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdürmüşler.

Benzer Masallar

  • Balıkçı ile Deniz Kızı

    Balıkçı ile Deniz Kızı Masalı Dürüst bir balıkçı, denizde oltasını kaybedince yardımsever bir denizkızı yardımına koşar. Balıkçının dürüstlüğü ona büyülü bir ödül kazandırırken, açgözlü bir adam da hayatının dersini alır. Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında yaşayan bir balıkçı varmış. Balıkçı her sabah oltasını alıp denize açılır, “Rastgele!” deyip kısmetini yakalamak için oltasını denize atarmış….

  • Dört Mevsim

    Dört Mevsim Masalı Bir zamanlar Toprak Ana, evinde yalnız yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş. Nöbetçi: – Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz çocuk var. Kavga edip…

  • Masal Okuma ve Masal Anlatma Yöntemleri

    Masal Anlatma ve Masal Okuma Yöntemleri Her toplumun kültüründe oldukça önemli bir yer tutan masallar, sözlü anlatım türünün en eski temsilcileri arasında bulunmaktadır. Genellikle çocukların daha çok sevdiği masal türü, aslında her yaştan bireye hitap eden bir yapıya sahiptir. Masalların, uzmanlar tarafından dile getirilen yararları ise çocukların sosyal ve eğitsel gelişmelerine katkı sağlamaları olarak özetlenebilmektedir….

  • Rüzgaroğlu Masalı

    Rüzgaroğlu Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Rüzgâroğlu adında az konuştu, çok dinler bir adam varmış. Rüzgâroğlu, evli imiş. Beş yaşında Nuryüz adında bir oğlu, 4 yaşında Gülyüz adında bir kızı varmış. Rüzgâroğlu ailesi o kadar zengin ve mutluymuş ki, iğne ucu kadar bile eksiği yokmuş. Rüzgâroğlu ava meraklı olduğundan…

  • Büyükannenin Sürprizi

    Büyükanne’nin Sürprizleri Büyükanne Gülistan her pazar sabahı torunlarını ziyarete gelirmiş. Her ziyaret aynı şekilde başlarmış: Önce kapı zili çalarmış. Sonra Kerem merdivenlerden hoplaya zıplaya inermiş. Zeynep ise kapıyı açmaya koşarmış. Ve her seferinde, Büyükanne Gülistan’ın elleri dolu olurmuş. Ama torunlar hiçbir zaman ne getireceğini bilemezmiş. Bazen ihtiyaçları olan şeyleri getirirmiş — rengârenk çoraplar, kalemler ya…

  • Susamış Karga

    Susamış Karga Masalı Sıcak bir yaz günüydü. Karga, çok susamıştı. Su bulmak için havalandı, evlerin, tarlaların ve ağaçların üzerinden uçtu ama su bulamadı. Uzun bir süre sonra bir çiftliğe vardı. Nihayet çiftlikteki ağaçlardan birinin altında bir sürahi su gördü. Karga, sıcak yaz gününde su bulabildiği için çok mutlu oldu, hemen kanatlarını çırpıp ağaca doğru süzüldü…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir