Gülen Ayva Ağlayan Nar

ağlayan ayva gülen nar
Gülen Ayva Ağlayan Nar Masalı

Gülen Ayva, Ağlayan Nar Masalı

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, uzak ülkelerin birinde iyi kalpli ama biraz da inatçı bir padişah yaşarmış. Bu padişahın dünyada en sevdiği kişi de eşi, yani sultanıymış.

Padişahın tek bir dileği varmış:
“Keşke bir çocuğumuz olsa…” dermiş.
Kız mı, erkek mi olduğunun hiç önemi yokmuş ama bir huyu varmış: Çok çabuk sinirlenir, ağzından düşünmeden sözler çıkarmış.

Günlerden bir gün, sultan hamile kalmış. Saray sevinçle dolmuş, davullar çalınmış, bohçalar hazırlanmış. Padişah da sevincinden ne diyeceğini şaşırmış:

“İnşallah çok güçlü, çok akıllı bir çocuğumuz olur!” demiş.
“Kız da olsa, erkek de olsa, onu dünyadaki her şeyden çok seveceğim.”

Sultan gülümsemiş:

“Yeter ki sağlıklı olsun, gerisi önemli değil.” demiş.

Gülen Ayva, Ağlayan Nar

Aylar geçmiş, mevsimler değişmiş. Nihayet doğum günü gelmiş çalmış. O sabah bir mucize olmuş. Sultan çok güzel bir kız bebek dünyaya getirmiş. Bebeğin yüzü ay gibi parlakmış.

Sarayın bahçesinde kocaman bir ayva ağacı ve yanında bir nar ağacı varmış.
Bebek doğduğu anda, rüzgâr hafifçe esmiş. Ayva ağacındaki en sarı, en tatlı ayva sallanıp gülücükler saçmış gibi ışıldamış.

“Ne kadar güzel bir bebek!” dermiş gibiymiş ayva.

Ama nar ağacındaki bir nar tanesi, sanki hüzünle parlamış, dallarında bir damla çiğ suyu gözyaşı gibi süzülüp düşmüş.

Saray halkı bunu görünce:

“Bakın, ayva gülüyor, nar ağlıyor!” demişler.
Ve o günden sonra herkes bebeğe “Gülen Ayva, Ağlayan Nar’ın Kızı” demeye başlamış.

Padişah, kızını ilk kez kucağına alınca içi sevgiyle dolmuş:

“Hoş geldin dünyamıza, güzel kızım.” demiş.
“Sen benim hem ayvam, hem narımsın.”

Güçlü ve Cesur Bir Kız

Zaman geçmiş, küçük kız büyümüş. Koşmayı, zıplamayı, ağaçlara tırmanmayı çok severmiş. Sarayda herkes ona “Prenses” dese de o:

“Ben sadece prenses değilim, aynı zamanda cesur bir kızım!” dermiş.

Ok atmayı öğrenmiş, kitaplar okumuş, hayvanlarla dost olmuş. Bahçedeki ayva ve nar ağacını da çok severmiş.

Her sabah gidip:

“Günaydın gülen ayva! Merhaba ağlayan nar! Bugün neler yapacağız?” dermiş.

Bir gün annesi ona sormuş:

“Kızım, neden hep ‘gülen ayva, ağlayan nar’ diye konuşuyorsun?”
Kız gülümsemiş:
“Çünkü ayva bana gülümsüyor gibi, nar da sanki dertli gibi. Belki onların da bir hikâyesi vardır.” demiş.

Esrarengiz Rüya

O gece, kız ilginç bir rüya görmüş. Rüyasında ayva ağacı konuşuyormuş:

“Güzel kız, güzel kız… Biz aslında ağlamıyoruz, sadece seni uyarıyoruz. Ülkemizi bekleyen bir tehlike var. Sen cesur ve akıllıysan, bu tehlikeyi durdurabilirsin.”

Nar da fısıldamış:

“Benim damla damla akan suyum, aslında gözyaşı değil, *uyarı damlaları*. Kötü bir şey olmasın diye seni uyandırmaya çalışıyoruz.”

Kız, sabah uyandığında rüyasını annesine anlatmış. Annesi onu dikkatle dinlemiş:

“Rüyalar bazen kalbimizin bize anlattığı hikâyelerdir.” demiş.
“Sen cesur bir kızsın, belki de kalbin sana ‘Dikkatli ol, insanlara yardım et’ demek istiyordur.”

Ülkeyi Saran Korku

Aradan birkaç hafta geçmiş. Ülkede tuhaf bir haber yayılmış: Uzak dağların ardında yaşayan, kimselere görünmeyen bir dev varmış. Bu devin kötü olması gerekmiyormuş ama çok öfkeliymiş, bazen dağları titretecek kadar bağırırmış.

Halk korkmaya başlamış:

“Ya buraya gelirse?”
“Ya köprüleri yıkarsa?”
“Ya sarayı sarsarsa?”

Padişah da endişelenmiş. Bir gün kızını yanına çağırmış:

“Kızım, halk çok korkuyor. Ben de biraz korkuyorum. Ne yapacağımızı bilemedim.” demiş.

Kız babasının gözlerine bakmış:

“Baba, insanların korkması normal. Ama biz hep birlikte çözüm bulabiliriz. Önce o devi gerçekten tanımamız gerek. Belki düşündüğümüz kadar kötü değildir. Belki sadece çok yalnızdır.” demiş.

Padişah şaşırmış:

“Sen daha çocuksun ama çok olgun konuşuyorsun.” demiş.
“İstersen bu işi vezirlerle konuşalım.”

Kız:

“Ben de gelmek istiyorum. Çünkü rüyamdaki ayva ve nar beni uyarmıştı. Belki bu işte benim de rolüm vardır.” demiş.

Konuşan Kısrak

Sarayın ahırında, diğer atlardan farklı, bembeyaz, gözleri pırıl pırıl bakan bir kısrak varmış. Kız bu atı çok severmiş. Bir gece tekrar rüyasında ayva ve nar ona seslenmiş:

“Dağa gideceksen yalnız gitme, ahırdaki beyaz kısrağı da yanına al.”

Ertesi sabah kız, gizlice ahıra gitmiş. Kısrağın boynuna sarılmış:

“Sen beni anlıyorsun, değil mi?” demiş.
Tam o sırada, sanki rüya devam ediyormuş gibi, kısrak onun kalbinden geçenleri bilirmiş gibi bakmış.

Kız içinden:

“Sence devi görmeye gitmeli miyim?” diye düşünmüş.

Sanki cevap verir gibi, kısrak başını hafifçe sallamış, burnundan sıcak bir nefes vermiş. Kız bunu “Evet” olarak anlamış.

Devin Sırrı

Bir sabah, babasından izin alarak, birkaç asker ve beyaz kısrakla birlikte dağlara doğru yola çıkmışlar. Padişah endişelenmiş ama kızının kararlılığını görünce:

“Yanında askerler de var, kısrağın da var. Sana güveniyorum.” demiş.

Günlerce yürümüşler, tırmanmışlar. En sonunda devin yaşadığı büyük mağaraya gelmişler. Mağaranın önünde yer sallanır gibi olmuş, kalın bir ses duyulmuş:

“Kim gelmiş buralaraaa?”

Askerler korkmuş, bazıları geriye adım atmış. Ama kız, beyaz kısrağın yelesini okşamış, derin bir nefes almış ve öne çıkmış:

“Ben padişahın kızıyım.” demiş.
“Senden korkan bir sürü insan var. Ama ben seni tanımak istiyorum. Neden bu kadar öfkeli olduğunu merak ediyorum.”

Dev, bu kadar cesur bir çocuğa alışık değilmiş. Şaşırmış:

“Herkes benden kaçarken sen niye geldin?” diye gürlemiş.

Kız:

“Çünkü her öfkenin arkasında bir sebep olduğuna inanıyorum.” demiş.
“Belki de içinde kocaman bir yalnızlık vardır. Eğer bizimle konuşursan, belki ülkeyi korkutmaktan vazgeçersin.”

Dev bir süre susmuş. Sonra iç çekmiş:

“Ben aslında kimseye zarar vermek istemiyorum.” demiş.
“Ama dağlarda tek başıma yaşarken canım sıkılıyor. Bağırınca sesim yankılanıyor, sanki biri benimle konuşuyormuş gibi geliyor. Meğer insanları korkutuyormuşum.”

Kız gülümsemiş:

“Bak gördün mü? Korkunç değilmişsin, sadece yalnızmışsın.” demiş.
“İstersen babamla konuşup sana dağların biraz aşağısında bir ev yaptırabiliriz. Bazen seni ziyarete geliriz. Sen de bağırmak yerine bizimle sohbet edersin.”

Dev, gözleri dolu dolu kızın yüzüne bakmış:

“Gerçekten… bunu yapar mısınız?” demiş.

Kız:

“Söz veriyorum. Ama sen de insanları korkutacak şekilde bağırmamaya söz ver.” demiş.

Dev başını sallamış:

“Söz.” demiş.

Gülen Ayva, Artık Ağlamayan Nar

Kız, beyaz kısrak ve askerlerle saraya geri dönmüş. Yaşadıklarını padişaha anlatmış. Padişah hem şaşırmış hem gururlanmış:

“Demek ki dev aslında kötü değilmiş, sadece yanlış anlaşılmış.” demiş.
“Seninle gurur duyuyorum kızım. Sen halkı korudun, devin kalbini de onardın.”

O günden sonra dev için dağın eteklerinde küçük, rahat bir ev yapılmış. Dev ara sıra şehre gelir, çocuklara büyük taşlardan oyuncaklar yaparmış. Kimse ondan korkmaz olmuş.

Padişah da o günden sonra önemli bir şey öğrenmiş:

“Kimseye bakarak, adını duyarak, dış görünüşüne göre karar vermemek gerek.” demiş.
“Kız ya da erkek, insan ya da dev… Herkesin bir hikâyesi var.”

Sarayın bahçesindeki ayva ağacı yine gülermiş gibi sallanıyormuş.
Nar ağacı ise artık hüzünlü değilmiş.

Kız, her sabah ağaçlara bakıp:

“Gülen Ayvam, artık ağlamayan narım… İyi ki beni uyarmışsınız. Ben de kalbimi dinlemişim.” dermiş.

Ve o ülkede, kızların da erkekler kadar cesur, zeki ve değerli olduğu herkes tarafından anlaşılmış.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

Benzer Masalları Okuyun!

  • Kral ve Yoksul Şekerci

    Kral ve Yoksul Şekerci Masalı Şehrin kenar mahallerinden birinde, kendi halinde yoksul bir şekerci yaşarmış. Her gün evinin mutfağında akide şekeri yapar, kentin sokaklarında onu satarmış. Yaşamlarını böyle sürdürürlermiş. Ama şekercinin karısı öyle güzelmiş ki, değil o kentte o ülkede bile ondan güzel kadın olmadığı söylenirmiş. Yoksul şekerci ve güzel karısı fakir, ama huzurlu bir…

  • Kıskanç Keçi

    Kıskanç Keçi Masalı Bir zamanlar bir çiftlikte keçi ile eşek beraber yaşıyorlardı. Keçi her zaman kendi yiyeceğini bulmak zorundaydı ama eşek çok çalıştırıldığı için her gün sahibi tarafından beslenirdi. Keçi, eşeğin her gün yüzlerce kilo yük taşıyarak çektiği zahmeti unutmuş, eşeğin sahibi tarafından beslenmesini çok kıskanıyormuş. Ben de bu çiftliğin bir üyesiyim, neden her zaman…

  • Masal Okuyoruz: Hayal Gücünün Kapılarını Aralıyoruz

    Masal Okuyoruz: Hayal Gücünün Kapılarını Aralıyoruz Masallar, çocukların hem zihinsel hem de duygusal dünyalarını şekillendiren eşsiz bir öğrenme ve gelişim aracıdır. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan, ilgi çekici hikayeleriyle masallar, çocuklara sadece eğlence sunmakla kalmaz; aynı zamanda onların bilişsel, sosyal, ve ahlaki gelişimlerini de destekler. Her masalın kendine has bir öğretici yönü vardır ve bu özellikleriyle…

  • Kuyuya Düşen Ay Fıkrası

    Nasrettin Hoca fıkralarının en güzel örneklerinden olan Kuyuya Düşen Ay Fıkrası.. Keyifle okumanız dileğiyle.. Günlerden bir gün, gecelerden bir gece Hoca Nasrettin, kuyudan su çekmeye karar vermiş. Elinde kovası, bahçedeki kuyunun başına gelmiş. Tam kovayı sarkıtacağı sırada, kuyunun içinde Ay’ı görmüş: – Eyvah!.. Ay kuyuya düşmüş, diye üzülmüş. Sonra da Ay’ı kuyudan nasıl çıkaracağını düşünmüş….

  • Aslan ve Kurnaz Dostları

    Aslan, Deve ve Kurnaz Dostlar; güven, sadakat ve gizli niyetler üzerine etkileyici bir masaldır. Güçlü bir aslanın yönettiği büyük bir ormanda geçen hikâye, yolunu kaybederek ormana gelen saf bir devenin başından geçen olayları anlatır. Aslanın yanında yaşayan çıkarcı çakal, kurt ve karga; kendi menfaatleri için deveyi kandırmaya çalışır. Ancak iyi kalpli deve, onların gerçek niyetini…

  • Kötü Alışkanlıklar

    Kötü Alışkanlıklar Hikayesi Bir zamanlar zengin bir tüccarın kötü alışkanlıklar edinen bir oğlu vardı. Oğlu büyüdükçe, kötü alışkanlıklarına devam ediyor, babasına endişe veriyordu. Zengin tüccar bu durumu düzeltmek için bilge bir adamdan yardım almaya karar verdi. Bilge, yaşlı bir adamın yanına giderek ondan yardım istedi. Yaşlı adam, tüccarın oğluyla tanıştı ve onunla beraber ormanda gezintiye…