Bremen Çalgıcıları

bremen mızıkacıları
Bremen Çalgıcıları Masalı

Bremen mızıkacıları olarak da bilinen masalımızda dört kafadar; Kedi, Köpek, Horoz ve Eşeğin macera dolu hikayelerini okuyacağız. Evvel zamanların birinde bir adam ve onun bir eşeği varmış. Eşek yorgunluk nedir bilmeden çuvalların hepsini taşırmış. Fakat gel zaman git zaman gücünden kaybetmeye ve çuvalları artık eskisi gibi taşıyamamaya başlamış. Eşeğin sahibi ise eşeği işe yaramaz olarak görmeye başlamış ve onu boş yere beslemeyi gereksiz görüyormuş. Eşek, bu durumun farkına varıp sahibini daha fazla rahatsız etmek istemediği için başını alıp çıkmış ve Bremen şehrinin yolunu tutmuş. Yük taşıyamıyorsa Bremen’de çalgıcı olabileceğini düşünmüş.

Eşek yolda yürürken bir köpek ile karşılaşmış. Köpek, av köpeğiydi ve yolda upuzun yatıyormuş. Köpek o kadar yorgun bir şekilde yatıyormuş ki, burnundan soluyormuş. Eşek sormuş:

– Hey köpek! Neden böyle soluk soluğasın, söyle bakayım bana?

Köpek cevap vermiş:

– Sorma eşek kardeş, çok yaşlandım. Gün geçtikçe eski gücümden hiçbir şey kalmaz oluyor. Ava gittiğimizde sahibimin istediği gibi koşamadığım için beni öldürmek istedi… Ben de son gücümle kaçıp kurtuldum elimden. Artık karnımı bu yaşlı halimle nasıl doyururum bilemem!

Eşek demiş ki:

– Aslında ben Bremen şehrine gidiyorum… Bremen’de kent çalgıcısı olmayı düşünüyorum… Sen de benimle gel ve çalgı için kurulacak bandoya gir! Ben lavta çalıyorum, sen de davul çalarsın…

Bu öneri köpeğin hoşuna gitmiş. İkisi birlikte yola çıkmışlar. Bir süre sonra yolun kenarında bir kedi görmüşler. Kedinin yüzüne baktıklarında çok kötü bir durumda olduğunu anlamışlar.

Eşek sormuş:

– Hayrola kedi, işlerin pek yolunda değil anlaşılan.

Kedi yüzünü dönüp cevap vermiş:

– İnsan yanıp tutuşurken nasıl neşeli olsun? Gördüğünüz gibi yaşlandım, dişlerim bir işe yaramaz oldu… Fareleri kovalayamıyorum. Bunu gören hanımım beni suda boğmak istedi. Son anda kaçıp kurtuldum ama yaşlılığa derman yok. Şimdi bir başıma ne yapacağım?

Eşek demiş ki:

– Bizimle birlikte gel. Kediler müzikten anlar. Bremen’e gidiyoruz. Oraya varınca çalgıcı olursun!

Kedi bu sözü hoş karşılamış ve teklifi kabul ederek beraber yola koyulmuşlar.

Bu üç ihtiyar yolda giderken bir çiftliğin önünden geçiyorlarmış. Tam o sırada cıyak cıyak sesiyle ötmeye çalışan bir horoz görüvermişler; eşek hemen ona dönerek:

– Hey horoz, sesin hastaymışsın gibi çıkıyor. Neyin var senin? demiş. Horoz da cevap vermiş:

– Aslında havanın güzel olacağını bildiriyordum. Ama ben içeriden duydum yarın misafirler gelecek ve benim çorbamı yiyeceklermiş. Nasıl olsa bu akşam kellem uçacak. Bari ben de gırtlağım yırtılıncaya kadar bağırayım dedim.

Eşek:

– Zavallı horozcuk, madem böyle bir derdin var. Haydi bizimle gel. Biz Bremen’e gidiyoruz. Ne ile karşılaşırsak karşılaşalım ölmekten daha iyidir. Senin sesin güzele benziyor…

Horoz bu öneriyi beğenmiş ve dört yolcu birlikte yola koyulmuşlar.

Bu dört yolcu aynı gün içerisinde Bremen’e gidemediler. Akşamleyin bir ormana varmışlar; burada geceleyelim demişler. Eşek ile köpek büyük bir ağaç bulup altına uzanmışlar. Kedi ve horoz da ağacın dallarına çıkıvermişler. Horoz uyumadan önce çevreye bakınmış. Uzakta küçük bir ışık görür gibi olmuş, arkadaşlarına seslenmiş: “Işık görünüyor, yakınlarda bir ev olsa gerek!” demiş.

Eşek:

– Aslında kalkıp oraya gitsek daha iyi olur. Burası hiç rahat bir yere benzemiyor.

Köpek orada birkaç parça kemik, biraz et bulursa pek hoşuna gideceğini düşünmüş.

Bunun üzerine ışığa doğru hareket etmişler. Yaklaştıkça ışığın parıltısı artmış. Sonunda içinde aslında haydutların mekan tuttuğu eve varmışlar.

İçlerinde en irisi eşek olduğu için pencereye o yaklaşmış, içeriye bakmış. Horoz, eşeğe sormuş:

– Neler görüyorsun, babacan?

Eşek:

– Kurulmuş bir sofra… Üstünde her türlü yiyecek ve içecek var. Ama içeride haydutlar var ve oturmuş keyif çatıyorlar.

Horoz:

– “Tam da bize göre bir iş.” demiş ve hafifçe gülmüş.

Eşek:

– Keşke şu sofranın başında biz olsak?

Her kafadan haydutları kaçırmak için nasıl bir yol bulacaklarına dair ses çıkmaya başlamış. Sonunda bir çare bulmuşlar: Eşek ön ayaklarını kaldırıp pencereye dayayacak. Köpek eşeğin sırtına çıkacak. Kedi köpeğin üstüne tırmanacak. Horoz da uçacak, köpeğin tepesine konacak!

Düşündükleri planı uygulamışlar. Sonra biri işaret verince hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar: Eşek anırmış, köpek havlamış, kedi miyavlamış, horoz da ötmüş. Sonra apansız pencereden içeri dalıvermişler!

Haydutlar bu acayip bağrış çığrış ve gürültüyü duyunca oldukları yerden fırlamışlar. İçeriye herhalde bir hortlak girdi sanmışlar. Arkalarına bakmadan ormana doğru kaçıvermişler.

Bunun üzerine dört arkadaş sofraya yumulmuş, haydutların artıklarına saldırmışlar. Sanki kırk yıldan beri açmış gibi yemekleri atıştırmışlar.

İşleri bittikten sonra ışığı kapatmışlar. Herkes kendi keyfine göre rahat edebileceği bir yer aramış: Yerlerini bulunca serilip yatmışlar…

Yol yorgunu oldukları için az sonra da hepsi uykuya dalmış.

Vakit epey geçince haydutlar ormandan eve bakmış ve ışığın kapanmış ve ortalığın sessiz olduğunu görünce elebaşları:

– “Boş yere mantara basmamalıydık ama oldu!” demiş.

İçlerinden birisini seçerek eve bakmaya yollamış. Adam bakmış her yer sessiz ve mutfağa girmiş. Lambayı yakmaya eli gitmiş. Kedinin parıldayan gözlerini yanık ateş sanmış, kükürtlü bir çöp almış, bunu ateşte tutuşturmak istemiş. Ama kedi şakadan anlar mı? Adamın suratına atıldığı gibi tüm gücüyle tırnaklarını geçirmiş.

Haydut o kadar çok korkmuş ki arka kapıya doğru kaçmaya başlamış ama orada yatan köpek onun üzerine atlamış, ayağından bir güzel ısırmış. Haydut, avluya yönelerek kaçmak istemiş ama eşek de arka bacaklarıyla bir çifte savurmuş. Bu gürültülere uyanan horoz da ötmeye başlamış.

Haydut alabildiğine koşarak soluk soluğa elebaşının yanına gelmiş:

– Sormayın demiş, evde korkunç bir cadı oturuyor. Yüzüme doğru atıldı cadı tırnaklarıyla tüm yüzümü çizdi. İşte bakın suratım ne hale geldi. Kapının önünde acayip bir adam var. Elinde kocaman bir kama bıçak var. Hiç acımadan ayağıma sapladı. Avluyu desen ne olduğunu anlamadığım bir kara koncoloz var.. Beni meşe sopasıyla patakladı. Dama da bir yargıç var: “Getirin şu keratayı bana!” diye bar bar bağırıyordu. Canımı zor kurtardım.

O günden sonra bir daha dönmemek üzere haydutlar orayı terk etmişler. Dört Bremen çalgıcısının bu ev çok ama çok hoşlarına gitmiş. Böyle bir ev bulmuşken Bremen’e gitmekten de vazgeçmiş ve ömürlerini bu evde geçirmeye karar vermişler.

Benzer Masallar

  • Tarla Faresi ile Şehir Faresi

    Tarla Faresi ile Şehir Faresi Masalı Bir zamanlar uzak bir şehirde güzel mi güzel bir şehir faresi yaşarmış. Yalnızlıktan sıkılan şehir faresi, arkadaş aramaya çıkmış. Bir tarlada rastladığı tarla faresi ile arkadaş olmuş. İkisi birbirlerini çok sevmişler. Aralarında güzel bir dostluk kurulmuş. Şehir faresi sık sık tarla faresini ziyaret edermiş. Birlikte kırlarda güle oynaya vakit…

  • Çizmeli Kedi

    Çizmeli Kedi Masalı Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş. “Kedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz…

  • Keloğlan, Ese ve Köse

    Türk masal kahramanımız Keloğlan‘ın en güzel masallarından bir masalı daha sizlere sunmaktan sevinç duyuyoruz. İyi kalpli Keloğlan yine her türlü kötülüğün üstesinden geliyor. Haydi hep beraber başlayalım masalımızı okumaya.. Keloğlan, Ese ve Köse Masalı Günlerden bir gün, köyün birinde kel bir oğlanla fakir anacığı mutlu mesut yaşarmışlar. Keloğlan bütün gün köyün arkadaşlarıyla oyun oynar, onlara…

  • Ayağına Diken Batan Karga

    Ayağına Diken Batan Karga Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Bir karga varmış. Bir gün ayağına bir diken batmış. Bu dikeni almış, bir kocakarıya götürmüş. «Nine, demiş, şu dikenimi saklar mısın?» Nine almış dikeni, ocağın üst başına koymuş. Bir gün beklemiş, iki gün beklemiş, karga gelmemiş. Bir akşam, kandilini yakıyormuş, kandilin fitili kaçmış. Dikeni almış, fitili…

  • Kibritçi Kız

    Kibritçi Kız Masalı Bir zamanlar, ülkenin birinde korkunç bir soğuk vardı; kar yağıyordu ve akşam karanlığı bastırmak üzereydi. Yılın son gecesiydi, yani yılbaşı gecesi. Bu soğukta, bu karanlıkta, küçük bir kız çocuğu, başı açık halde ve yalın ayak yürüyordu sokakta. Aslında evden çıkarken ayaklarına terlik giymişti ama bunlar bir işe yaramamıştı! Ayağına çok büyük geliyorlardı,…

  • Altın Saçlı Kız

    Altın Saçlı Kız Masalı Evvel zaman içinde kalbur saman içinde padişahların yaşadığı çok eski zamanlarda, güzel bir bahçenin ortasındaki beyaz evde saçları altın sarısı renginde güzeller, güzeli Başak adında bir genç kız annesi ile birlikte yaşıyormuş. Babaannesinden kalma kemik tarak ile her sabah sarı saçlarını bıkmadan, usanmadan saatlerce tararmış. Tarağın dişleri arasında kalan ve dökülen…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir