Şarkı Söyleyen Ağaç

şarkı söyleyen ağaç
Şarkı Söyleyen Ağaç Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, ülkelerin birinde, bir kral ile kraliçe yaşarmış. Bunların çok iyi kalpli birde kızları varmış. Bu ülkede herkes mutluluk içinde yaşarmış.

Sarayın yakınlarında ise kötü kalpli bir cadı yaşar, mutlu insanlardan nefret edermiş. Kral ve ailesinin de mutlu olması cadıyı çıldırtırmış. Cadı sonunda bu mutluluğu bozmaya karar vermiş. Bunun için fırsat aramaya başlamış.
Kral, bir gün kızı için bakıcı tutmaya karar vermiş. Bunu duyan cadı sevimli bir kadın kılığına girerek saraya girmiş. Kralın huzuruna çıkıp onu kızına bakıcılık yapabileceği konusunda kandırmış. Prensese ilk zamanlar öyle iyi davranmış ki küçük prenses bakıcısını çok sevmiş.

Bir zaman sonra prensesin doğum günü yaklaşmış. Babası prensese ne hediye istediğini sormuş. Prenses ne hediye istediğine karar verememiş. Babası kızından sabaha kadar düşünmesini ve sabah almak istediği hediyeyi söylemesini istemiş.

Cadı bunları duymuş. Kral gidince cadı, prensesin yanına gidip:
– Babandan şarkı söyleyen ağacın yaprağını iste. O yaprağa sahip olanın başına hiçbir kötülük gelmez ve her istediği olur, demiş.

Sabah olunca kral, kızının yanına gidip ne istediğini sormuş. Kızı:
– Şarkı söyleyen ağacın yaprağını istiyorum babacığım, demiş.
Kral bu isteği duyunca şaşırmış ve kızına:

– Güzel kızım bu isteğini gerçekleştirmem imkansız, çünkü o ağaç Kafdağının ardındadır ve kim onun yaprağını almak için yola çıktıysa bir daha geri dönmedi. Benden başka bir istekte bulun, demiş. Prenses buna çok üzülmüş. Konuşulanları duyan cadı ise prensesi bir kenara çekip:

– O ağaç Kafdağının ardında değil, sarayın arkasındaki bir bahçededir. İstersen birlikte gidip yaprağını alalım, demiş.

Prensesin saraydan izinsiz çıkması yasakmış. Cadının niyeti prensesi kandırıp kaçırmakmış. Bir sabah gizlice saraydan çıkmışlar ve epey yürümüşler. Ormana girmişler. Her taraf siyah ağaçlarla kaplıymış. Prenses korkmaya başlamış. Cadıya:
– Daha gelmedik mi? Diye sormuş.
Cadı terslemiş;
– Haydi, sen yürümene bak!
Bir süre daha yol almışlar. Fakat prenses ağlamaya başlamış.
– Ne olur dönelim, çok yoruldum, diye sızlanmış.
Cadı, kendi kılığında prensesin karşısına dikilmiş. Prenses cadının çirkin suratını görünce çok korkmuş. Oradan kaçmak istemiş. Cadı, kızı yakalayıp sürüklemiş. Sabaha kadar yol almışlar, en sonunda deniz kıyısına varmışlar. Cadı burada kızı kayığa bindirip denizin ortasında ıssız bir adaya götürmüş.
– Bundan sonra burada kalacaksın. Kimse seni bulamaz, çok geçmeden ölürsün, demiş ve oradan ayrılmış. Prenses:
– Keşke saraydan izinsiz ayrılmasaydım! Diye ağladığı sırada denizden bir deniz kızı belirmiş. Ağlayan prensese:
– Niye ağlıyorsun? Diye sormuş.
Prenses, deniz kızına başına gelenleri anlatmış. Deniz
kızı gülümsemiş:
– Endişelenme. Ben sana bakarım, sana yiyecek getiririm. Beni çağırmak için sana vereceğim kupayı denize atman yeter, demiş ve denize dalmış.
Prenses uzun süre adada tek başına yaşamış. Her ihtiyaç duyduğunda elindeki kupayı denize atarak deniz kızını çağırmış. İkisi çok iyi dost olmuşlar, birlikte oyunlar oynamışlar.

Bu arada kral ve kraliçe kızlarının kaybolmasından dolayı çok üzgünmüş. Bütün ülke halkı yas tutuyormuş. Cadı da bu olanlara çok seviniyormuş.

Prenses, bir sabah adanın kıyısında yürürken yaralı bir güvercin görmüş. Bu sırada bir kartal da güvercinin üstüne doğru geliyormuş. Kız eline aldığı bir sopa ile koşarak kartalı korkutmuş ve kartal oradan kaçmış. Prenses güvercini kucağına almış, yaralarını temizlemiş ve ona yiyecek vermiş. Güvercin dile gelmiş:

– Benim yuvam Kafdağının ardında büyüyen şarkı söyleyen ağacın dalındaydı. Bir gün çok uzaklara uçtum, yuvamdan uzaklaştım ve kartal beni yakaladı. Eğer beni, kurtarmasaydın yok olup gitmiştim, demiş. Prenses, şarkı söyleyen ağacı duyunca güvercine:
– Ne olur o ağaçtan bana bir yaprak getir, demiş.

Güvercin bunu kabul etmiş. Hemen gidip yaprağı getirmiş. Prenses güvercinden bir isteği daha olduğunu söylemiş. Saçından bir kaç tel ve elbisesinden bir parça vererek saraya götürmesini istemiş. Güvercin bunları gagasına alarak saraya uçmuş. Pencereden girip üzgün üzgün oturan kralın omzuna konmuş. Kral, kuşun ağzındakileri görünce bunların kızına ait olduğunu anlamış. Ve çok sevinmiş. Hemen güvercini takip etmiş ve prensesin hapis olduğu adaya varmış.
Yıllar önce kaybolan kızının büyümüş ve güzelleşmiş olduğunu görünce mutluluktan uçmuş. Hep beraber saraya dönmüşler.

Cadı, yıllar sonra adaya gelip de prensesi bulamayınca çok öfkelenmiş. Hemen saraya gitmiş, prensesi orada görmüş. Şarkı söyleyen ağacın yaprağını da görünce olanları anlamış. Yaprağı almayı kafasına koymuş. Gece olunca küçük bir kuş kılığında prensesin odasına girip yaprağı almış ve yerine başka bir yaprak bırakmış. Bıraktığı bu yaprak büyülüymüş.

Sabah olup da prenses uyanıp yaprağa dokununca hastalanmış. Her tarafı yara içinde kalmış. Bunu duyan kral ve kraliçenin mutlulukları tekrar bozulmuş.

Prenses ise olanlardan cadının sorumlu olduğunu anlamış. Onu bulup yaprağı geri almayı kafasına koymuş. Kılık değiştirip yollara düşmüş. Her yerde cadıyı aramaya başlamış.

Günün birinde birisi, “Büyük ormanda bir ihtiyar kadın var, onu bulursan sana yardımcı olur” demiş. Prenses ihtiyar kadının küçük kulübesini bulmuş. İhtiyar kadına isteğini söylemiş. İhtiyar kadın:

– Bana bir yıl hizmet edersen ne yapacağını sana söylerim, demiş. Prenses hiç de alışkın olmadığı halde şikayet etmeden bir yıl çalışmış. Bir yıl sonra ihtiyar kadın:

– Senden memnun oldum, ne yapacağını söyleyeceğim, demiş. Böylelikle hem altın yaprak eline geçecek, hem de cadı sana bir daha zarar veremeyecek, demiş. Prensese bir fare verip saklamasını istemiş. Bir de ayna vermiş ve ihtiyar kadın:
– Kafdağına gidip şarkı söyleyen ağacı bulacaksın oradaki devler sana saldırırsa küçük aynayı göster. Onlar sana zarar veremez. Dağın öte yanındaki dereye iner inmez fareyi salıver, aynayı kır ve parçalarından birini farenin ağzına at. Sonra bırak gitsin, sen de ağaca git ve dört defa: “O kaybolan yaprağımdan ne haber? Güzel ağaç, ne olursun, cevap ver!” Dersen yaprağın uçarak gelir, ağacın dibinde bir pınara düşer. Hemen suya girip yaprağı alırsan bütün yaraların iyileşir, demiş.

Prenses, ihtiyarın dediklerini bir bir yerine getirmiş ve sonunda ağacın önüne gelmiş. Ağacın dalları arasında tatlı rüzgarlar esip, çok güzel nameler duyuluyormuş. Prenses ağaca: “O kaybolan yaprağımdan ne haber? Güzel ağaç, ne olursun, cevap ver!” Diye dört defa seslenmiş. Hemen yaprak ağacın dibindeki pınara düşmüş. Prenses suya girip yaprağı almış, eski güzelliğine ve sağlığına kavuşmuş.

Prenses yaprağa sahip olunca, cadının yok olmasını dilemiş. Prensesin dileği gerçekleşmiş ve cadı siyah bir duman olup yok olmuş.

Olanlardan dolayı büyük bir mutluluk duyan prenses, sarayına ve o eski güzel günlerine geri dönmüş. Hep beraber mutluluk içerisinde uzun bir hayat sürmüşler.

Benzer Masallar

  • Fare ile Deve

    Fare ile Deve Masalı Günlerden bir gün, kendini beğenmiş bir fare ile alçak gönüllü bir deve arkadaş olmuşlar. Farenin kendisini beğendiği kadar deve de o kadar mutevazıymış. Fare devenin bu halinden faydalanıp devenin yularını eline alıp nereye gitse ona kılavuzluk edermiş. Tabii orman sakinleri bu duruma pek şaşırmışlar çünkü devenin neredeyse burnu kadar olan bir…

  • Rapunzel

    Rapunzel Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak bir ülkede bir kadınla kocasının çocukları yokmuş. Bu aile çocuk sahibi olmayı çok mu çok istiyorlarmış. Aradan bir zaman geçmiş, bir gün kadın bir bebek bebeğinin olacağını fark etmiş. Sevinçle kocasına müjdeyi vermiş, ikisi de çok mutlu olmuşlar. Günlerden bir gün kadın,…

  • Masal Okuma ve Masal Anlatma Yöntemleri

    Masal Anlatma ve Masal Okuma Yöntemleri Her toplumun kültüründe oldukça önemli bir yer tutan masallar, sözlü anlatım türünün en eski temsilcileri arasında bulunmaktadır. Genellikle çocukların daha çok sevdiği masal türü, aslında her yaştan bireye hitap eden bir yapıya sahiptir. Masalların, uzmanlar tarafından dile getirilen yararları ise çocukların sosyal ve eğitsel gelişmelerine katkı sağlamaları olarak özetlenebilmektedir….

  • Okçu ile Aslan

    Av ve avcının karşılaştığı durumlara alışık olsak da avcı ile yine bir başka avcının karşılaştığı durumlar da olabiliyor. Okçu ile Aslan Masalı bunun en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. Zamanın birinde, okçuluğu ile ünlü bir avcı, avlanmak için ormana gitmiş. Avcıyı gören tüm hayvanlar ondan korkarak kaçışmışlar. Okçu, insanlar arasında nasıl namlı bir avcıysa, aslan da…

  • Mektup Kimden? Karagöz ve Hacivat

    Çocuklar için Karagöz ve Hacivat Konuşmaları Mektup Kimden (İki arkadaş dükkâna girerler.) HACİVAT – Gel bakalım Karagöz’üm! İşlerim için ben de dolaşıp şimdi geldim. Hem dinleyip hem de biraz laflaşalım. KARAGÖZ – Hay hay, kiraz paylaşalım! HACİVAT – Canım hemen aklın boğaza gitmesin! KARAGÖZ – Boğaza gitmesin, Haliç’i, Marmara’yı dolaşsın! HACİVAT – Anlaşılan yine şakacılığın…

  • Keloğlan ve Kokulu Çiçek

    Keloğlan ve Kokulu Çiçek Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken kuzular berber iken, bir dağın başında, bir ormanın yanı başında Keloğlan’ın yaşadığı köy varmış. Keloğlan’ın bir tek anacığı, anacığının da bir tek Keloğlan’ı varmış. Dünyada başka kimseleri olmadığı için hep birbirlerine destek olurlar, kuru ekmek yeseler kimselere…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir